![]() |
|
|||||||
| Dini Hikayeler & Resimler Dini Hikayeleri ve Resimleri bu bölümde bulabilirsiniz.. |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#1 |
|
Moderatör
![]() |
Ebû Vakkâs henüz 17 yaşlarında hareket ve heyecan dolu bir gençti. Bu sırada bir rüya gördü: Zifiri bir karanlığın içinde iken, birden bire parlak bir ay doğuyor ve o, ayın aydınlattığı yolu takip ediyor. Sonra aynı yolda, Zeyd b. Harise, Hz. Ali ve Hz. Ebû Bekir’in önünden ilerlediğini görüyor. Kendilerine,”Siz ne vakit buraya geldiniz?”diye soruyor. Onlar da,”Şimdi” diye cevap veriyorlar.
Bu rüyasından üç gün sonra, İslam’a gizli davet devresinde fevkalade büyük bir cehd ve gayret gösteren Hz. Ebû Bekir, kendisine İslamiyet’ten bahsetti. Sonra da alıp Resûl-i Zîşan Efendimiz’in huzuruna götürdü. İslamiyet hakkında Resûl-i Ekrem Efendimiz’den malumat alan Hz. Sa’d hemen orada müslüman oldu. Nesebi hem baba tarafından, hem de anne tarafından Peygamber Efendimiz’le birleşir. Resûl-İ Ekrem Efendimiz de Hz. Sa’d da annesi tarafından Zühreoğullarına mensup bulunduğundan Hz. S‘ad annesi tarafından Peygamber Efendimiz’in dayısı olurdu. Bu sebeple Resûlullah Efendimiz,”İşte dayım Sa’d, böyle bir dayısı olan varsa bana göstersin” diyerek kendisine iltifatta bulunurdu. Hz. Sa’d’ın müslüman olması annesi Hamne’nin hoşuna gitmedi. Oğlu atalarının dinini bırakıp, yeni dine onun rızası olmadan nasıl tabi olabilirdi? Oğlunun kendisine karşı saygısını ve bağlılığını bilen Hamne, onu İslamiyet’ten vazgeçirip tekrar putperesliğe döndürmek için kararlıydı. Bir gün kendisine şöyle dedi: “ALLAH’ın sana hısım ve akraba ile ilgilenmeyi, anne babaya daima iyilik etmeyi emrettiğini söyleyen sen değil misin?” Hz. Sa’d, “Evet” dedi. Bunun üzerine asıl maksadını şu cümlelerle ifade etti: “Ya Sa’d” dedi, “Vallahi, sen Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiklerini inkâr etmedikçe, ben açlık ve susuzluktan helak oluncaya kadar ağzıma hiç bir şey almayacağım. Sen de bu yüzden anne katili olarak insanlar tarafından ayıplanacaksın.” O güne kadar, Hz. Sa’d, annesinin her isteğine boyun eğmişti. Bir dediğini iki etmemişti. Fakat artık o, ALLAH’a iman etmiş ve Resûlü’ne kalbinin bütün samimiyetiyle teslim olmuştu. Elbette her şeyini bu iman ölçüsü içinde değerlendirecekti. Annesinin yememekte ve içmemekte inat ettiğinin görünce yanına vardı ve, “Ey anne!” dedi. “Senin yüz canın olsa ve her birini İslamiyet’i bırakmam için versen, ben yine dinimde sabit kalırım. Artık ister ye, ister yeme!” Bu cevap üzerine anne Hamne’nin inadı, Hz. Sa‘d’ın hakta sebatı karşısında eridi; hem yemeğe, hem de içmeye başladı. Böylece bir kez daha küfür imanın, şirk tevhidin azameti karşısında ezildi ve mağlubiyetini ilan etti. Hz. Sa’d ile annesi arasında geçen bu hadise üzerine CENÂB-I HAK Ankebût suresinin 8.ayetini göndererek, müminlere ebedi bir ölçü verdi. “Biz insana, anne ve babasına güzel davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır.” Hamne, oğlunu İslam’dan vazgeçirmek için bu sefer başka bir yol denedi. Bir gün Hz. Sa’d, evde namaz kılarken, konu komşusunu da çağırdı ve hep beraber kapıyı kapatarak onu evde hapsettiler. Ciğerparesine eziyet edecek kadar şirkin kalbini katılaştırdığı Hamne, o sırada şöyle bağırıyordu. “Ya o burada girdiği yeni dini terkeder veya ölür gider!” Şirk ve dalaletin kalpleri nasıl karartıp merhamet ve şefkatten mahrum hale getirdiğini, bir annenin öz evladına eziyet etmekten çekinmemesinden anlamamız mümkündür! Hamne’nin İslamiyet’ten vazgeçirmek için çırpınıp durduğu oğlunun peşini, diğer oğlu Amir de takip etmiş ve müslüman olmuştu. Büsbütün hırçınlaşan Hamne, bu sefer Amir’in yakasına yapıştı: “Tuttuğun dini bırakmadıkça, şu hurma ağacının altında gölgelenmeyecek ve yiyip içmeyeceğim! dedi.” ALLAH’a imanın ve RESÛLÜ’NE tabi olmanın hadsiz zevkini tadan ve İslam’ın emirlerini ihlas ve samimiyetle yaşayan Hz. Sa‘d, annesinin bu yeminini duyar duymaz yanına vardı: ” Ey anne!” dedi. “Cehennem ateşi son durağın oluncaya kadar sakın bir şey yiyip içip, gölgeleneyim, deme.” Bu harika iman, sarsılmaz azim ve irade karşısında anne Hamne’nin elinden susmaktan başka bir şey gelmedi. Hz. Sa’d Cesareti Müslümanların, müşrikler tarafından işkence ve eziyet cenderesine alındıkları en çetin bir sırada idi. Hz. Sa‘d, ilk müslümanlardan bir kaçı ile Mekke’nin Ebû Düb vadisinde namaz kılmakta idiler. Müşriklerin ileri gelenlerinden Ebû Süfyan bir kaç müşrikle yanlarına geldi. Yaptıkları ibadetin asılsız bir şey olduğunu iddiaya kalkışınca, yaka paça birbirlerine girdiler. Hz. Sa’d, eline geçirdiği bir deve çenesi kemiği ile müşriklerden birinin başını yardı. Bunu gören diğer müşrikler cesaretlerini kaybettiler ve kaçmaya başladılar. Müslümanlar onları vadiden çıkıncaya kadar kovaladılar. Böylece Hz. Sa’d, ALLAH yolunda ilk kan döken sahabi unvanını almış oldu. İslam tarihinde dökülen ilk kan budur. Aynı zamanda son derece cömert olan Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas, cennetle müjdelenen on sahabiden biridir. ALLAH RESULÜ zamanında bütün gazalara katıldı. Uhud Harbinde Fahri Kainata vücudunu siper etti ve müşriklere öylesine ok attı ki, ALLAH Resulü’nün, hiç bir faniye nasip olmayan şu hitabına mazhar oldu: “Anam babam, sana feda olsun ya Sa’d ,durma at” Hz. ALİ der ki: “Resulullah, ‘fedake ebi ve ümmi-anam babam sana feda olsun’ cümlesini sadece Uhud günü Hz. Sa’d için söyledi.” Aynı muharebede, Hz. Sa’d, her ok attıkça, ALLAH Resulü, “İlahi bu senin okundur” diyor ve onun için şöyle dua ediyordu: “ALLAH’ım! Sana dua ettiğinde, Sa’d’ın duasını kabul et. Atışını da doğrult.” ALLAH Resulü’nün, ‘ALLAH’ım, onun duasını kabul et” buyurması sebebiyledir ki kahramanlığı, cesareti ve ok atmadaki mahareti yanında duasının kabulüyle de şöhret bulmuştur. İslam düşmanları onun kılıç ve okundan korktukları gibi, Müslümanlar da bu sebeple onun dua okundan korkarlardı. Onu üzmekten son derece çekinirlerdi. İslam’a davetin henüz gizli devresinde, ömrünün baharında müslüman olan Hz. Sa’d, o genç yaşından itibaren bütün ömrünü İslam’a hizmette geçirdi. Hz. Ömer devrinde İran’a gönderilen ordunun kumandanlığına tayin edildi ve Kadisiyye zaferinin kumandanlığını yürüterek Kisra ülkesini fethedip İslam topraklarına kattı. Bu sebeple ona, “İran Fatihi” ünvanı verildi. RABBİMİZ ebedi alemde kendilerine komşu eylesin !..BİR UMUTTUR YAŞAMAK..! ![]() ––––•(-• ( ÖzTuran ) •-)•––––
|
|
|
|